PDA

Orijinalini görmek için tiklayiniz : Marmara, kirliliği salya-sümük haykırıyor!



sunshine
04.12.08, 15:46
http://www.bandirmadup.org/cocuk/wordpress/wp-content/19mayisdup-1.jpg

Özellikle Marmara’da aylardır yaşanan ve balıkçıların çilesini çektikleri “salya” olayı konusunda bügüne kadar başta siyasi iktidar olmak üzere ilgili ve yetkili hiçbir kurum ve kuruluşun ciddi çalışmasının olmamış olması denizlerimizin sahipsizliğini de ele veriyor… Bilinen ve ortaya konulan tek gerçek ise Marmara’nın artık taşımak zorunda kaldığı kirliliğe isyan ettiği ve adeta bu kirliliği dışarı kustuğu…

2007 yılında Marmara’da ve dolayısıyla Bandırma ve Erdek Körfezi’nde gözlemlenen ve balıkçıların “salya” ya da “kaykay” olarak tanımladığı jelimsi madde ile ilgili kamuoyunda şikayetler ve tartışmalar sürüyor. “Salya” ile ilgili başta TÜBİTAK olmak üzere İstanbul Üniversitesi (İÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin, Sevinç -Erdal İnönü Vakfı’nın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bir çok araştırma yaptığı ya da yaptırttığı ve bu çalışmaların kamuoyu ile paylaşıldığı biliniyor.
Konu Meclis’e de taşındı
Marmara Denizi’nde görülen ve balıkçılığı olumsuz etkileyen “salya salgını” konusunu DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı, TBMM gündemine de bir soru önergesi ile taşıdı. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın Marmara Denizi’nde görülen salya salgınıyla ilgili soru önergesini yanıtladı. 2007 yılı Eylül-Ekim aylarından itibaren öncelikle İzmit Körfezi’nde, sonra da Marmara Denizi’nde balıkçılar tarafından kaykay veya salya salgını olarak adlandırılan jelimsi beyaz bir maddenin görülmeye başlandığını belirterek “bu oluşum balıkçılık faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemiş, özellikle ağ gözlerini tıkayarak av veriminin düşmesine ve ağların ağırlaşarak kaldırılmasında sorunlara yol açmıştır.
Bakanlığa göre nedeni belli değil.!
Söz konusu oluşumla ilgili olarak bilim adamlarınca sürdürülen çalışmalar mevcut olup, henüz bu oluşumun nedeni konusunda kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. Konuya ilişkin çalışan araştırmacılar, jelimsi beyaz maddeyi, medüz (deniz anası) veya fitoplankton olarak farklı şekilde ortaya koymaktadır” dedi.
Bakanlık hiçbir tedbir almamış.!
Bakan Eker, DSP’li Pazarcı’nın “Marmara Denizi’nde yaşanan salya salgını tehdidi ile ilgili olarak bakanlığınız herhangi bir tedbir almış mıdır?” sorusuna, “konuya ilişkin yapılan araştırmaların ilk sonuçlarından salya salgını oluşumuna ve bunun nedenlerine ilişkin bir sonuca ulaşılamadığından, bakanlığımızca alınmış bir tedbir bulunmamaktadır” yanıtını verdi.
‘Salya’ balıkavını tamamen engellemiyor
Bakan Eker, bilim adamlarınca salya salgınının nedenleri konusunda yapılan araştırmaların yıl ortasına doğru sonuçlanmasının beklendiğini de bildirdi. Eker, DSP’li Pazarcı’nın balıkçıların mağduriyetinin giderilmesi konusunda deniz alanları için de “afet bölgesi” oluşturulmasının düşünülüp düşünülmediğine ilişkin sorusuna ise “Marmara bölgesinde görülen oluşum kapsamında bir afet bölgesi ilanı mümkün görünmemektedir. Bununla birlikte, salya salgını avcılığın tamamen yapılmasını engellememektedir” dedi.
Denizlerimiz Allah’a emanet.!
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in Pazarcı’nın sorularına verdiği yanıtların aslında süpriz bir yanı da yok. Çünkü, üç yanı derya deniz ile çevrili Türkiye’nin denize ve deniz ürünlerine dönük ciddi bir politikası da yok.. Örneğin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundaki su ürünleri konusunda Bakanlık bünyesinde oluşturulmuş “Su Ürünleri Hizmetleri Daire Başkanlığı” ve bu Başkanlığa bağlı “Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü”ne bağlı “Su Ürünleri Kontrol Şubesi Müdürlüğü”, “Su Ürünleri Hijyen ve Hastalıklarla Mücadele Şube Müdürlüğü” ile “Balıkçılık Teknolojisi ve Yapıları Şube Müdürlüğü”nün bu sıkıntılar ve sorunlarla ilgili yeterli bir idari, teknik ya da bilimsel bir kuruluşu da yok..!
Öztaylan’a duyurulur.!
Bakanlığa bağlı “Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü” Balıkesir İl Tarım Müdürlüğü bünyesinde oluşturulabilmiş değil.. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,balıkçılık, kirlilik ve sürdürülebilir bir çevre için araştırmalar yapmak üzere 04.07.2005 tarih ve 527 Sayılı olurları ile Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü bünyesinde “Su Ürünleri Bölümü” kurdu.. Bu amaçla Balıkesir İl Özel İdare Müdürlüğüne ait Edincik-Erdek yol kavşağı üzerindeki sosyal tesis Enstitüye kiralanarak, tadilatı bitirtildi. Ancak, Bakanlığın personel olarak 1 laborant tayin ettiği Bandırma Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü, personel yetersizliği nedeniyle yıllardır hizmet üretemiyor. Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nün bir su ürünleri mühendisi ile bir kimya mühendisi telebine ise aynı şekilde Bakanlık’tan bugüne kadar hiçbir yanıt verilmiyor.
Bir tek şikayet yok.!
Bandırma İlçe Tarım Müdürü Sefa Uyar da, görev alanlarının “deniz” değil “denizden çıkan ürünler” olduğuna dikkat çekerek, “salya” konusunda bugüne kadar bir tek kişinin bile kendilerine şikayetlerini iletmediğini vurgulayarak, “salya”nın denizden çıkan ürünler üzerinde bir etkisi olup olmadığı yönündeki sorularımızı yanıtsız bırakıyor.. Uyar, “salya” sorununun sadece Bandırma’nın değil Marmara’nın sorunu olduğuna dikkat çekerek, konunun Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü’nün konusu olduğunu belirterek, bu Enstitü’nün de Balıkesir ili genelinde bulunmadığını vurguluyor.
Yapacak birşey yok.!
Balıkesir İl Tarım Müdürü Ruknettin Ceyhun, ‘salya’ konusunda 2008 Ocak ayında yaptığı açıklamada, havaların soğumasıyla birlikte tek hücreli canların denizde beslenmek için besin maddesi bulamaması üzerine ölerek denizin yüzeyinin elastiki bir yapıyla kaplanmasına neden olduklarına dikkat çekerek, denizin zaman içersinde bu tek hücrelileri kendi bünyesinde eriteceğini ancak denizdeki ölü tek hücreli canlı sayısının çok fazla olmasından dolayı bunun zaman alacağını dile getirdi. Marmara ve çevresindeki salyalardan dolayı avlanamayan balıkçıların avlanmak için Ege Denizine açılmak zorunda kaldığına dikkat çeken Ceyhun, salyaların bertaraf edilmesi için yapılabilecek her hangi bir şeyin bulunmadığını söyledi.
Peki, bilim ne söylüyor?
Hidrobiyolog M. Levent Artüz, Sevinç -Erdal İnönü Vakfı desteğiyle yaptığı araştırmalar sonucu, 09.09.2007 - 11.10.2007 tarihleri arasında Marmara Denizi genelinde meydana gelen ve balıkçılar tarafından “salya”, basın tarafından da “deniz yüzeyinde görülen beyaz sıvı tabaka” olarak nitelendirilen olgunun gerçekte karışık bir alg patlaması olduğunu saptadıklarını açıkladı.
Hazırlanan raporda sonuç olarak şu görüşlere yer verildi:
Ana neden: KİRLİLİK.!
“Marmara Denizi’nde, kaldırabileceği yükün üzerine çıkmış olan kirlilik olgusu, tür çeşitliliğinin hızla azalmasına ve dolayısı ile de mevcut türlerin fert adetlerinde patlamalar şeklinde ifade edilebilecek anormalliklere yol açmakta.
Marmara ölüyor.!
Balıkçıların ’salya’ ismini verdikleri ve balıkçılık ekonomisini sarsacak boyutlardaki bu oluşumun da sebebi budur. Bu oluşum kirliliğin direkt bir göstergesi olduğu kadar, sonuçları ile de kirliliği arttırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaptığımız ölçümlerde, Marmara Denizi genelinde söz konusu olgu, biyolojik kütle (biomass) ortalama değerleri 0.5-15m. derinlikler arasında 49.3% kadar ulaştı. Söz konusu canlıların suda erimiş oksijen yetersizliği ve yoğunluk sebebi ile ölmeleri, canlıların parçalanarak sümüksü bir yapının oluşmasına sebep oldu. Bu olgunun olası sonuçları konusunda da şu görüşlere yer verildi:
1) Tüm su kütlesinde suda erimiş oksijen değerlerinin kritik seviyenin altına düşmesi.
2) İçerdikleri biotoksin (biyolojik zehir) dolayısı ile diğer denizel canlılarda kütlesel ölüm vakaları oluşma olasılığı,
3) İritasyon ve diğer uyaranlar dolayısı ile kimi pelajik türlerin olağandışı yer değiştirmeleri (su ürünleri üretimini etkiler),
4) Yoğun mukus yapısı dolayısı ile diğer balık yumurta, larva ve besin olarak değerlendirilen türlere direkt letal etkisi,
5) Besin zinciri yolu ile insana kadar uzanan bir çizgide sağlık problemleri,
6) Av araçlarına verdiği zarar dolayısı ile göreceli su ürünleri istihsal düşüşü..
ÖNLEM ALINMALI
Uzunca bir süredir Marmara Denizi genelinde yaşanan, farklı türlere ait fertlerin sayısal anomalilerine (Noctiluca miliaris “kızıl suları”, Ceratium türlerine bağlı “yeşil su” olgusu, Cnidaria türlerindeki artışlar gibi anomalilere ek olarak ilk defa bu sene kamuoyunun da ilgisine çekecek boyutlarda Rhizosolenia calcar-avis ve Dinophysis caudata, Dinophysis tripos türlerinde yaşandı.
Bu yoğun sümüksü olgunun ancak bir karışım ile hava kabarcıklarını içine hapseden bölümünün su üzerinde gözlenebildiği, esas kütlenin tüm su kütlesine yayılmış olarak bulunduğu ve parçalanma ile birlikte çökerek çok daha derin katmanları da etkileyeceği düşünülecek olursa, durumun vahameti daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bu tip anomaliler Marmara Denizi’nde, özellikle tür çeşitliliğine bağlı hassas dengenin kopmak üzere olduğunun ciddi birer göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de Dinophysis türleri gibi biotoksin içeren canlılardaki artış ciddi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Acil olarak kalıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.” (Cumhuriyet/ Bilim ve Teknik)
Marmara’da kirlilik arttı.!
Hidrobiyolog M.Levent Artüz’de konu ile ilgili yapılan çalışmaları şöyle açıkladı:
“Marmara Denizi’nde kaldırabileceği yükün üzerine çıkmış olan kirlilik olgusu tür çeşitliliğinin hızla azalmasına ve dolayısı ile de mevcut türlerin fert adetlerinde patlamalar şeklinde ifade edilebilecek anormalliklere yol açmaktadır. “Balıkçıların ’salya’ ismini verdikleri ve balıkçılık ekonomisini sarsacak boyutlardaki bu oluşumun da sebebi budur.
“Bu oluşum kirliliğin direkt bir göstergesi olduğu kadar, sonuçları ile de kirliliği arttırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
“09.09.2007 tarihinden 11.10.2007 tarihine kadar tarafımızdan yapılan ölçümlerde Marmara Denizi genelinde söz konusu olgu biyolojik kütle (biomass) ortalama değerleri 0.5-15m. derinlikler arasında 49.3%/l kadar ulaşmıştır. “Söz konusu canlıların suda erimiş oksijen yetersizliği ve yoğunluk sebebi ile ölmeleri, canlıların parçalanarak sümüksü bir yapının oluşmasına sebep olmuştur.”
Yarın çok geç olabilir.!
Hidrobiyolog Artüz’e göre;
“Marmara Denizi ‘anlayana’ son sinyallerini vermektedir. Hatta bunu ’salya-sümük’ yüzümüze haykırmaktadır. Boşalan balık çavalyeleri bir anlamda önümüzdeki senelerin balık durumunun habercisi niteliğindedirler. bir an önce aymazlığı bırakıp, denizlerimize gerçek anlamda sahip çıkmanın zamanı gelmiştir. Unutmamalıdır ki; yarın çok geç olabilir.”(Atlas Dergisi)

kaynak

Engin ARICAN
Realite 20.sy.

aFaLa
04.12.08, 17:31
paylaşimin için teşekkürler

küçükbalıkçı
04.12.08, 20:00
Paylaşımın için teşekkürler abicim...

Hıcaz
07.01.09, 20:54
Evet,arkadaşlar KAYKAY dediğimiz kimyasal madde,2007 yılında kendisini fevkalade hissettirmiştir.Balıkçılar bu nedenle ağlarını denizden almakta zorluk çekmişler,hatta bazende ağlar agırlıktan dolayı patlamış,yırtılmışlardır.hatta ağ makaraları dahi ağları denizden çekememiştir.Dikey eco sounder cihazlarında bu durum kendisini ekranda göstermiştir.Marmara da kaykay kalınlıgı cihazlarda 15 hatta 20 kulaç olarakta ölçülmüştür.Misinelerde dahi durum kendisini göstermiş ,misine denize atılıp çekildiğinde,,kendi kalınlığının 2-3katı kalınlaştığıda gözlemlenmiştir.Bu yıl durum daha iyi olup,aglara bir zarar vermemektedir.Kaykay çamur şeklinde dibe çökmüştür.
Tubitak'ın ifadesinde bu kaykayın Denizanasının erimesi ve denizdeki diğer mikro organizmalar ile birleşmesinden meydana geldiği dile getirilmiştir.Gerçek bir çözüm bulunmamıştır.Ben 500 ccbir deniz suyu numunesini Tubitak'a verdim,2 gün sonra bana cevap geldi:Verdiğiniz numunenin analizi Laboratuarlarımızda yapılamamaktadır.....İşte sorumluluğumuzun Proflarla değerlendirilmesi böyle....Konuyu Tubitak genel müdürüne ve tarım köy işleri bakanlığına gondedim,bildirdim..netice koskoca bir hiç arkadaşlar....Allaha emanet yaşayıp gidiyoruz..Hiçbir denetleme yok.....halk kendi kendisini denetliyor hepsi bu..tşk..:b6:

aFaLa
07.01.09, 21:03
Evet,arkadaşlar KAYKAY dediğimiz kimyasal madde,2007 yılında kendisini fevkalade hissettirmiştir.Balıkçılar bu nedenle ağlarını denizden almakta zorluk çekmişler,hatta bazende ağlar agırlıktan dolayı patlamış,yırtılmışlardır.hatta ağ makaraları dahi ağları denizden çekememiştir.Dikey eco sounder cihazlarında bu durum kendisini ekranda göstermiştir.Marmara da kaykay kalınlıgı cihazlarda 15 hatta 20 kulaç olarakta ölçülmüştür.Misinelerde dahi durum kendisini göstermiş ,misine denize atılıp çekildiğinde,,kendi kalınlığının 2-3katı kalınlaştığıda gözlemlenmiştir.Bu yıl durum daha iyi olup,aglara bir zarar vermemektedir.Kaykay çamur şeklinde dibe çökmüştür.
Tubitak'ın ifadesinde bu kaykayın Denizanasının erimesi ve denizdeki diğer mikro organizmalar ile birleşmesinden meydana geldiği dile getirilmiştir.Gerçek bir çözüm bulunmamıştır.Ben 500 ccbir deniz suyu numunesini Tubitak'a verdim,2 gün sonra bana cevap geldi:Verdiğiniz numunenin analizi Laboratuarlarımızda yapılamamaktadır.....İşte sorumluluğumuzun Proflarla değerlendirilmesi böyle....Konuyu Tubitak genel müdürüne ve tarım köy işleri bakanlığına gondedim,bildirdim..netice koskoca bir hiç arkadaşlar....Allaha emanet yaşayıp gidiyoruz..Hiçbir denetleme yok.....halk kendi kendisini denetliyor hepsi bu..tşk..:b6:
aramıza hoşgeldiniz
kaykay konusunda yada dert konusunda size katılıyorum bir bakanlıgımız yok dertlerimize dinleyecek bir kurum yok başi boş durumdayız bir cok sorunumuz var daha bir kota olayını cözemedik derdimiz cok ve sesimizi kimseye duyuramıyoruz nedense

sealbatros
07.01.09, 21:06
bu olay ılk defa marmarada 1995 yılında kendini göstermiş olup ondan sonra 1999 da dewam etmıstır 2007 ve 2008 yıllarındada olan bu musıbet en çok zararını bu yıla oranla 2007 de wermıstır bunun kanıtı ıse volı aglarının dıbe ıtmesı geçen yıl boyle bır sorun yoktu. kay kay denen musıbet bence denız ana sından başka 1988 ıle 1994 yıllaı arasında bızım cık-cık dedıgımız mıdye türünün avlanması bu bır nevi denizin filtresi gibidir ben her ayın 1 ınde ıstanbul unıversıtesı (su urunlerı fakultesının) arastırma amaçlı tutum olayını bızzat ustlendım her ay basında bu canlıyı avlayıp numune amaçlı ıncelıyorlar...b3b3b3